|
|
|
||||||||||||||
APOLOGY INSPIRED BY SELECTIVE MORALITY HURTS MORE THAN IT HEALS It is also argued that the statement of apology clearly indicates plurality in public opinion in Turkey, thus powerfully refuting the often repeated claims of intolerance to dissent in Turkey. It is added that this apology draws attention to the obvious lack of such plurality in public opinion in neighboring Armenia where the state's orthodoxy is enforced upon all. We note these arguments with interest, but nevertheless, do not find them sufficiently compelling to justify such a divisive, polarizing apology driven by selective morality. The statement, though sensitive to Armenian losses, glosses over Muslim losses suffered due to the many bloody Armenian revolts, raids and massacres by Armenian revolutionaries, treason by Armenians joining invading enemy armies, and ubiquitiously calamitous wartime conditions ( such as hunger, epidemics, poor supplies or infrastructure, brigands, feuds, and other elements.) Turkish History Institute research reports close to 524,000 Ottoman-Muslims, mostly Turks, as having met their tragic ends at the hands of Armenian revolutionaries during WWI. Not to include these humans into an apology is to insult their silent memory. Also ignored, sadly, were the Turkish victims of Armenian terrorism since 1973. More than 70 innocent Turkish diplomats, family members, and/or bystanders were ruthlessly murdered by Armenian terrorists like ASALA, JCAG, and others. At a time when the U.S. fighting a costly global war on terrorism, this irony is hardly lost on us or other peace-lovers. Just as inexplicable is the blatant hypocrisy in the omission in the apology statement of the Azeri victims of the Hodjali pogrom committed by Armenian thugs in February 1992 and the more than a million of Azeri refugees who were forced by Armenian military (supported by Russian tanks and advisors) at gunpoint to flee their homes. Those Azeri women and children are still braving the brutal Caucasus winters and scorching summers in their flimsy tents for the 14th year in a row. Adding insult to injury has to be the fact that U.S. Aid to these unfortunate souls was blocked by intense political pressure from the Armenian lobby America. It is profoundly saddening and baffling to us why a few words of comfort could not be included in the "apology statement" for these Azeri refugees-in-their-own-country. ATAA solemnly remembers all who lost their lives in the war years between 1912 and 1922, namely Turks, Kurds, Circassians, Jews, and others, in Eastern Anatolia, due to Armenian rebellions, terrorism, and treason; the Turkish diplomats who were assassinated since 1973 by Armenian terrorists; the Azeri victims of Armenia's aggression between 1992-1994; and the Azeri refugees created by the ethnic cleansing campaign waged by Armenia since 1992. Since they were all forgotten in the "apology" offered by a few ill-informed scholars and their supporters, we would like to include them in our apology to all the victims of Armenian aggression here. We share their pain and apologize to them for Armenians' inhumanity visited upon them. There is no reason for the Republic of Turkey to apologize to any persons or countries for something that Turks have not done. After all, one doesn't apologize for defending one's home. Nurten Ural,
AHLAKİ AYRIMCILIK YAPAN ÖZÜR İYİLEŞTİRMEKTEN ÇOK ZARAR VERİR
Türk Amerikan Dernekleri Birliği (ATAA), Türkiye'de bir gurup akademisyenin internet ve basın üzerinden yürütmekte olduğu ve son birkaç haftadır ülkenin gündemini meşgul eden "Özür Diliyorum" adlı tek taraflı imza kampanyasını esefle takip etmektedir. Her ne kadar söz konusu özür metninde "soykırım" kelimesinin kullanımından dikkatle kaçınılmış ve bu terimin içeriğinden kaynaklanabilecek bir takım eleştiriler önceden tasfiye edilmeye çalışılmışsa da, metni kaleme alan yazarların esas itibariyle hareket ettikleri saik birleştirici olmaktan çok bölücü bir niteliğe sahiptir. 1. Dünya Harbinde hayatını kaybeden etnik topluluklardan sadece birine (Ermeniler) işaret edilmiş, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Azeriler, Yahudiler ve diğer topluluklar "paylaşılan acıya" dahil edilmemiştir. Ahlaki açıdan yapılan bu tür bir ayrımcılıkla şüphesiz dilenen özür siyasi bir jeste, sistem-karşıtı bir açıklamaya dönüşmekte ve açıklamayı yapanların kendi reklamlarını yapmaktan öteye gidememektedir. Özür kampanyasını takiben yapılan açıklamalarda dikkati çeken bir konu da bu metnin Türk kamuoyunun çoğulcu yapısını yansıttığı iddiasıdır. Bu bağlamda Türkiye'nin farklı düşüncelere karşı hoşgörülü olmadığı yönünde çoğu zaman yapılan eleştirilerin geçersiz olduğu iddia edilmektedir. Süregelen tartışmalarda savunulan diğer bir görüşe göre de, özür dileme eyleminin kendisi tutucu bir devlet ideolojisinin tepeden inme uygulandığı komşu ülke Ermenistan'da benzer bir çoğulcu kamuoyunun olmadığını göstermektedir. Her ne kadar yapılan tüm bu iddiaları ilgiyle takip etsek de, ortaya atılan savların toplumsal kutuplaşmaya sebep olan bu özür kampanyasını hiç bir şekilde meşrulaştırmadığını düşünmekteyiz. Ermeni isyanları, aşırı milliyetçi Ermeni çetelerin köy-kasaba baskınları, işgalci ordularla işbirliği yapan Ermeni gurupların ihaneti ve savaş zamanı herkesi etkileyen hastalık, kıtlık gibi yaygın felaketler sonucu 1. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden Müslümanlara ilişkin hiçbir bilgi yapılan özür metninde yer bulamamıştır. Türk Tarih Kurumu'nun araştırma sonuçlarına göre çoğu Türk olmak üzere 524.000 Osmanlı-Müslümanı Ermeni çeteler tarafından feci bir şekilde öldürülmüştür. Özür metninde bu insanların kaderlerine ilişkin bir bilgiye yer verilmemesi onların sessiz hatırasına yapılmış bir hakarettir. Maalesef, kampanyayı düzenleyenlerin metine dahil etmedikleri diğer bir mesele de 1973 yılından itibaren yetmişten fazla Türk diplomatın ve yakınlarının ASALA(Ermenistan'ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu), JCAG (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) gibi Ermeni terör örgütlerince insafsızca katledilmeleridir. Aynı şekilde, anlamakta güçlük çektiğimiz ve esas itibariyle bize söz konusu özür metninde en ikiyüzlü gelen konu, şubat 1992'de Hocalı'da yaşanan Ermeni kıyımlarında Azerilerin çektikleri acılardan ve Rus desteği ile bölgeye müdahale eden Ermeni ordusu tarafından evlerine el konulan insanlardan bahsedilmemesidir. Yüz binlerce Azeri kadın ve çocuk bugün hala Kafkasların sert kış aylarını ve kavurucu yaz aylarını çadırlarda geçirmektedir. ABD'nin bölgeye ulaştırmaya çalıştığı yardımların ülkedeki Ermeni diasporasının yoğun lobi faaliyetleri sonucu engellenmesi yaşanan acıya aşağılanmayı da eklemiş bulunmaktadır. Bizce hayret verici ve son derece üzücü olan bu "özür metninde" neden kendi ülkelerinde mülteci konumuna düşen Azerilerden bir iki kelimeyle bahsedilmemiş olmasıdır. 1912 ve 1922 yılları arasında Ermeni isyanları, ihaneti ve terörizmi sonucu Doğu Anadolu'da hayatlarını kaybeden tüm etnik gurupları - Türkler, Kürtler, Çerkezler, Yahudiler ve diğerlerini - 1973 sonrası suikastlarda katledilen Türk diplomatlarını, 1992-1994 arası Ermenilerin yürüttüğü etnik temizlik sonucu öldürülen ve sürülen Azerileri burada ATAA olarak tekrar hatırlatmak isteriz. Konuya yeterince hakim olmayan bir gurup akademisyen tarafından yazılan söz konusu "özür" metninde bu saydıklarımız hiçbir şekilde yer bulmadığı için buradan yaptığımız açıklamada Ermeni cürümlerine değinmeyi gerek gördük. Dolayısıyla Ermeni'lerin insanlığa karşı işledikleri suçlar sonucu ölen herkesin acısının da bizler tarafından paylaşıldığını belirtmek isteriz. Türkiye Cumhuriyeti'nin, kendi vatandaşları tarafindan işlenmemiş bir fiil dolayısıyla, hiç kimse ya da hiçbir ülkeden özür dilemesine gerek yoktur. Sonuç olarak, kimse kendi yurdunu savunduğu için özür dilemez. Saygılarımla, Nurten Ural, Başkan
|
||||||||||||||||
©Assembly
of Turkish American Associations Home of Turkish American Associations across U.S., Canada and Türkiye 1526 18th St, NW,Washington, DC 20036 Phone: (202) 483-9090, Fax: (202) 483-9092 E-mail: assembly@ataa.org, Website: www.ataa.org |